BİR YAŞ MAĞDURU DRAMI

Topçu Yüzbaşı Güray BALATEKİN, 1988 Yılında topçu teğmen olarak Kara Harp Okulundan mezun oldu. Bir yıllık Topçu ve Füze okulunda topçu sınıf bilgisi üzerine eğitim yaptıktan sonra 1989-1999 tarihleri arasında Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde ve çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulundu. Yüzbaşı rütbesine erişti.

Yüksek Askeri Şura’nın 26.11.1999 tarihli toplantısında da “Disiplinsizlik” gerekçesi ile ordudan ilişiğinin kesilmesine karar verildi.

Yüksek  Askeri  Şura’nın yaptığı basın açıklamasında bir kısım personelin “Disiplinsizlik ve ahlaki  durumu  nun ele alındığı ve ihraç edildikleri belirtilmişti. Kendisine, anılan suçlama konusunda ihraç kararından önce suçlamanın niteliği ve mahiyeti hakkında hiçbir şekilde bir bilgi verilmemiş, suçlama konusunda  kendini savunma imkanı tanınmamıştı.

 Balatekin, kendisinin ihraç edildiğini sözlü olarak öğrendi. Karar ve gerekçesi kendisine bildirilmedi. Bu sebeple de, bu kararın dayanağı olan suçlamayı bilmemekteydi. Ancak genel basın açıklamasına ve sözlü olarak yapılan tebligata göre ihraç edilmesinin dayanağı  “disiplinsizlik” idi. Oysa, Yüzbaşı BALATEKİN, mesleki yaşantısında görev yaptığı bütün amirlerinin takdirini kazanmıştı. Bu konuda mesleki yaşamının değişik dönemlerinde, hem de ilişiğinin kesildiği tarihe en yakın bir tarih de olmak üzere toplam 21 adet  takdir almıştı. Bu takdirnamelerin içeriği, Yüzbaşıya yöneltilen disiplinsizlik suçlamasının doğru olmadığını  kesin olarak ortaya koymaktaydı.

O halde, Yüzbaşı BALATEKİN’in suçu ne idi? Bu milletin dinine, kültürüne, tarihine özünde,sözünde, yaşantısında bağlı olmak...Bu bağlılık birilerince siyasi ve ideolojik, irticai görüşleri benimsemiş olmanın göstergesi olarak algılanmaktaydı. Böyle bir algılamaya hizmet edenler ve bu algıyı teşvik edenler de yok değildi. “En büyük oyu lojmanlardan alıyoruz” diyerek Çanakkale’de yatan şehitlerin günümüzdeki varisleri olan bu vatan evlatlarının bu bağlılığını basit bir siyasi tavra indirgeyerek onları hedef gösterenler de elbette en az bu kararı verenler kadar manen mesul olacaklardır. Halbuki, siyasi bir amaç dünyevi bir çıkar için güdülebilir. Bütün dünyevi çıkarlarını bir anda kaybetme ile yüzyüze gelen bu insanların  bu milletin dinine, kültürüne, tarihine bağlılıkta samimiyetten başka ne amaçları bulunabilirdi?

 Yüzbaşı S.Güray BALATEKİN, Ordudan ihraç edildikten sonra neler yaşadı?

·         İçişleri Bakanlığının 28/03/1997 tarihli ve EGM. 0.65.02.03.070674 sayılı Yüksek Askeri Şura kararı ile ordudan ihraç edilen kişilerin Kamu Kurumlarında  çalıştırılamayacaklarına ilişkin genelgesi ile yüzyüze geldi ve bir kamu kurumunda, ya da belediyede iş bulamadı. Böylece, ancak yüz kızartıcı suçlular hakkında tatbik edilen “Kamu hizmetlerinden mahrumiyet” gibi bir ceza ile karşı karşıya kaldı.

·         Emeklilik müddetini doldurmadığından emeklilik hakları kesintiye uğradı.

·         Tabancası elinden alındı.

·         Her türlü kimlik ve sağlık cüzdanları alındığından, ailece emekli sandığı sağlık hizmetlerinden yararlanamaz duruma düştü. Yüzbaşı Balatekin’in eşi “Mide kanseri ve karaciğere yayılma” teşhisi ile tedavi altında bulunurken ilişiği kesildiğinden ve derhal tüm sağlık hizmetlerinden yararlanmasına imkan tanıyan her türlü kimlik ve sağlık cüzdanları alındığından, tedavi gördüğü GATA’ nın tedavi imkanlarından mahrum kaldı. Başka bir sağlık sigortasından da yararlanamadığından,  tedavisine devam edilebilmesi için büyük maddi imkanlar gerekiyordu. Oysa,  maaşsız,işsiz ve evsiz olarak üç küçük çocuk ve bir ağır hasta ile aile ortada kalmıştı.

·         Yüzbaşı, ölüm döşeğindeki eşinden başlangıçta Ordudan atıldığını bir müddet gizledi, bilahare, durumu açıklamak zorunda kaldı.

·         Ordudan ayrılmasından kısa bir süre sonra eşini kaybetti. Halen üç küçük çocuğu ile hayat mücadelesi vermektedir.

Yüzbaşı BALATEKİN’i önceden tanımazdım. Kendisini,hukukçu olmam ve ben de YAŞ kararı ile ordudan ayrılmış bulunmam vesilesi ile tanıdım. Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açtığı dava, “YAŞ kararlarına yargı yolu kapalıdır”  gerekçesi ile  reddedildi. Halen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılmış davası devam etmektedir.

Yüzbaşı Güray Balatekin  ile ilgili olarak  kaleme aldığım yazımı yayınlarsanız memnun olur, saygılar sunarım.

 “Bugün kalbi kırılmış bir insan ile karşılaştım. Bir Y.A.Ş. zede idi benim gibi...Uzun boylu,esmer,yağız bir Anadolu delikanlısı...Gencecik siması gülmeyi unutmuş...Sana ne yaptılar diye sordum. Istırap dolu bir yarı gülümseme ile : “ne yapmadılar ki” diye karşılık verdi bakışları ile...Sonra bir bir anlattı,anlattı kendisine yapılanları...

      Belli etmeden ağlıyordu. Ben de belli etmeden ağlamaya başladım. Bir süre böyle belli etmeden karşılıklı ağlaştık.

        Onu çok iyi anlamıştım. Çünkü benim de kalbimi kırmıştı birileri bir süre önce. Tam kalbimdeki kırık kabuk bağlarken karşılaştığım bu delikanlı,yeniden içimdeki yarayı kanatmıştı.

        Çantasından çıkardığı bir tomar belgeyi uzattı. En üstteki belgeye şöyle bir göz attım : Benim kalbimi kıran belgenin bir benzeri idi : “Disiplinsizlik nedeni ile ilişiğinin kesilmesine karar verilmiştir.”

         Sonra altındaki belgeleri inceledim tek tek; takdir, takdir, takdir... Tam yirmi bir adet takdir...Ve en altta da bir bayan resmi yapıştırılmış sağlık raporu...

         Bu kim ? diye sormuş bulundum...Eşim dedi,fedakar eşim,çileli eşim...Üç yıl önce balkondan düşen evladının acısını yaşamış eşim;Güneydoğuda içinden PKK roketi geçen lojmandan çocukları ile sağ kurtulan ve gazi olan eşim...Ve şimdi de amansız bir hastalığın pençesinde hayat mücadelesi veren eşim...

        Güneydoğuda yaralı PKK’lıları bile tedavi ediyorlardı diye mırıldandı. Bir süre sustu...Sabit bakışlar fırlattı rast gele...Kalbindeki kırık çehresine aksetmişti. Sonra, “ tüm kimliklerimizi ve sağlık karnesini de aldılar ilişiğimi keserken;eşimin tedavisi yarım kaldı...” diye mırıldanmaya devam etti.

       “Bu haksızlık,bu yapılan doğru değil,hele eşime yapılan...” diye isyankar kükreyişleri bana neden geldiğini anlatır gibiydi : Hukuk arıyordu...Suçunun ne olduğunu bana soruyordu...

      “Ben de işledim kanunlarda yazmayan,cezası gösterilmeyen ve hiçbir mahkemede görüşülmeyen o ağır suçu” diye karşılık verdim.

Ben vatanıma,milletime bağlıyım;devletime hizmetimi ve sadakatimi belgeleyebilirim...” dedi.

“Ben de” diye karşılık verdim.

        Onu bu hukuksuzluğa katlanmayı öğretinceye kadar çok ama çok uğraştım.

        “Olan bitenden eşimin haberi  yok” dedi. Ona izine ayrıldığını söylemiş...Hastanedeki tedavin tamamlandı demiş...O da inanmış...

        Bir gün sabah güneş doğmamıştı. Telefonum çalıyordu acı bir haber vermek istercesine...Açtım ahizeyi acı bir haber duymaya kendimi hazırlayarak...Bir ses : ağabey dedi; Güray’ın eşi rahmetli oldu...

         İçim kan ağlıyordu...Yedeğimizde cenaze arabası ile mi gelecektim ilk defa evine Güray kardeşim? Eşinin cenaze evrakını “cenaze sahibi” diye ben mi imzalayacaktım? Eşini tabuta verirken çektiğin ıstırap; üstüne seccadeyi sererken duyduğun şefkat gitmiyor gözümün önünden... “Mukadderat böyleymiş ağabey”  deyişin...

         Artık belli etmeden ağlayamıyordun... Ben de belli etmeden ağlayamamıştım. Karşılıklı  açık  açık ağlamaktan ikimizde kendimizi alamamıştık...Artık anlamıştım ki senin kalbinin daha bir kırık,yaranın daha bir derin olduğunu...

          Biliyor muydu? Diye sordum. O da, başını sallamıştı “evet” anlamında.

          Aradan günler geçmişti. Kapı çaldı. Açtığımda karşımda dağ gibi duruyordu Güray...Karşı karşıya olduğu gerçeğe daha bir alışmıştı. Karşılıklı hal hatır sorduk.

          Söz döndü,dolaştı,eşine,Aliye hanıma geldi. Ağabey dedi : Eşim son günlerinde bir rüya gördü. Aksakallı bir zat-ı nurani ona: “-Kızım sen çok çile çektin,temizlendin,tertemiz oldun...” demiş.

          Bilmem ki,aynı zat-ı nurani,ona bu çileyi çektirenlere rüyalarında görünse idi kim bilir neler diyecekti...                                             

Yusuf ÇAĞLAYAN

Re’sen emekli Hakim Binbaşı.