BAŞKURDİSTAN GEZİSİ

Burası hayli kuzeyde. Gündüzleri çok kısa. İnsanlar mesâiye başladıktan nice sonra sabah ezanları okunuyor. Akşamları da erken oluyor.

Başkurtça, Çağatayca-Osmanlıca karışımı bir Türk lehçesiymiş. Ancak Ekim devrimi ile önce alfâbelerini, sonra da kelimelerini kaybetmişler.

Bir milyon nüfuslu başşehir Ufa’ya hâkim tepelerden birinde Cumhurbaşkanlığı Sarayı var... Elimizi kolumuzu sallayarak bahçeye giriyoruz ve kimseye sormadan sehpamızı kuruyoruz... Devlet merkezinde ne asker var ne de polis. İşi olan çat kapı dalıyor.

Başkurdistan’da eğitim ve yazışmalar Rusça. Başkurdistan toprakları 6 ay kar altında. Ancak Mayıs Haziran aylarında şenleniyor ortalık. Otlar göğsünüze yükseliyor, çayırlar çiçeklerle bezeniyor. Güğümlerden süt, kovanlardan bal taşıyor. Göz alabildiğine orman, bıktırasıya doğalgaz ve petrol.

Devlet elindeki işletmeleri devretmeye dünden râzı, ancak birer şehir büyüklüğündeki hantal zavotlara (fabrikalara) talip olan yok. Kolhozlar (devlet çiftlikleri) onca arâziye, onca uzmana ve onca ekipmana rağmen zarar ediyorlar. Devlet maaş verir gibi yapıyor, onlar da çalışır gibi yapıyorlar. Bir defâsında başıboş yanan ocağı kapatmaya yelteniyorum, evsâhibi mâni oluyor. “Boşver diyor, kibrit israf olmasın!” Öyle ya bu coğrafyada kıymetli olan şey kibrit, doğalgaz nasıl olsa bedâva.

Serbest pazar ekonomisi patinaj yapıyor. Rusya; “Herşeyi olan devlet ve birşeyi olmayan millet.” anlayışından çok çekmiş. Yaşlılar; “Evet, diyor. Eskiden hiçbirşey yoktu. Şimdi herşey var, bu sefer de para yok.”                                                            

Alkol çok yaygın. Mânevi erozyon tam bir felâket. En ücra köylerin bile diskoteği var.

Başşehir Ufa’da güzel câmiler var. Başkurtlar, hele kadınlar mescitlere çok meraklılar. Özellikle Cumâ sabahları yıkanıp paklanıyor, allıklar-pulluklar sürünüp koşuyorlar câmiye. Gariplerin ayakları zemine değmiyor. Bebek sever gibi halıları, çinileri okşuyorlar. Huzur, mutluluk, sevinç, neşe.. artık ne denirse. Hanım hanımcık bir köşeye oturuyor, hayran hayran mihrâbı, minberi seyrediyorlar. Boyun büküp, âvizelerin ışıltılarına dalıyorlar. Namaz kılabilen çok az, Kur’ân okuyabilen parmak hesâbı. Zavallılar oturuyor oturuyor ve ibâdetini yapmış insanların huzûruyle ayrılıyorlar. Başkurtlar büyük bir özlemle özlerini arıyorlar. Bu insanların Anadolu insanına ihtiyaçları var. Bu samimiyetlerini görünce, kendimden utanasım geliyor...

Dönüş için havaalanına geldiğimde, manga manga uğurlayıcı buluyorum...

İrfan Özfatura Türkiye Gazetesi 2.2.1999

ÖZBEKİSTAN GEZİSİ NOTLARI

Ülkede gözle görünür bir kalkınma hamlesi var. Bütün Özbekistan bir kötü rüyadan uyanmış gibi. İnsanların gözünün içi gülüyor. Senelerdir kapısı kilitli mabetler, canım târihi eserler inanılmayacak bir sürat ve gayretle tâmir ediliyor. İnsanlar özel mülkiyete ve pazar ekonomisine koşuyorlar. Hepsi Anadolu Türk’ünden bir parça. Elmanın yarısı onlarsa yarısı biziz.

Özbekistan’da Votkaya “piva” ismi veriliyor. Eski rejim zamanında; su tankerlerine benzer piva tankerleri sokaklara gelir, herkes kovasını, kabını getirip piva satın alır ve büyük-küçük, çoluk-çocuk, vücudun sıvı ihtiyâcı olarak susadıkça veya canları istedikçe piva içerlermiş. Özbekistan, bu uygulama sebebiyle suyu unutmuş. İnanılması çok zor ama gerçek böyle; Özbekler suyun içilmek için kullanılabileceğini hâlâ bilmiyorlar. Ruslar, Türkistan’ı kronik alkolik yapmak üzere iken Allahın bir lütfu olarak bu mazlûm millet, o zulümden kurtuldu; şimdi kendini toparlamaya çalışıyor. Fakat ne yazık ki, Türkiye’deki bir bira firması bütün Türk Cumhuriyetlerine bira fabrikaları açmış ve açıyor. El insaf! Bu insanların alkole mi ihtiyaçları var?

Rahim Er, Türkiye Gazetesi, 30.10.1996

Sevgili kardeşlerim, az önce Türk ve Müslüman kültüründen koparılmış, gerçek kimliğini arayan Kardeşlerimizin hayatlarını okudunuz. Birkaç seneye kadar ülkemizde insanlar sorunsuz dini eğitim alabiliyor diyebilirdik. Ama artık İmam Hatip Okulları bile kapatıldı Kuran okumak okutmak suç sayılır oldu. Bu gidişle Başkurdilerin akibeti bizide bulacak Allah muhafaza. Bizim insanımızda inancından o kadar koparılmış ki; mevlit okutmak, ilahi dinlemek gibi bidatler ibadet zannedilir hale gelmiş. Gençler! diploma peşinde ömrünü tüketiyor, ama ne doğru düzgün abdest almayı besmele okumayı biliyor nede okuduğu Kur'ânı anlıyor. IHL lilerde dahil buna! Karnı doyan amcalarımız hala dünya menfaati peşinde ömür tüketiyor ama ahirette karnım doyacak mı diye düşünmüyor! Allah cc. EN'AM suresi 32. ayette Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz? buyuruyor. Sevdiği şarkıcıya tuttuğu takıma laf edildiğinde şaha kalkanlar Kitabına, Peygamberine, İnancına küfredilip alay edilirken ses çıkartmıyor!

Ebu-l Vefâ; İslamiyet'in içinde hiç bir kötülük, İslamiyet'in dışında da hiç bir iyilik yoktur. buyuruyor. İslam gibi büyük bir dinin mensubu ve Hazreti Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem gibi Eşsiz bir peygamberin ümmetiyiz. Allah celle celêlühû kıymetini anlamamızı nasip etsin, inancımıza sahip çıkalım, kitabımızı öğrenelim öğretelim.

Dahî bir fesad koptu cihanda

Hevâi nefse düştü nâs bu anda

Eğer âlim eğer âbid bu şanda

Hadis tefsir fıkıh kaldı nihanda

Bu nâsdan ayrılup hakka gidelim

Cemâli bâ kemaleh seyr idelim.